27 Aralık 2013 Cuma

Erotik Film izlemenin yeni adresi

Holywood'un cinsellik anlayışına alıştım hangi sahnelerde cinselliğin gireceği ne derece olacağını artık filmin gidişatından görebiliyorum ancak avrupa sinemasının cinselliğe bakış açısına alışamadım sırf bu yüzden avrupa sinemasını takip etmiyorum . . Holywood'ta her zaman için bir derece sansür vardır ve bu oldukça hoşuma giden bir nitelik ama avrupa sinemasının örneklerinde hudut tanımayan bir cinsellik anlayışı var . . Avrupa sinemasının cinsellik anlayışına göre 2 insan sevişicekse mutlaka cinsel organlar en ince ayrıntısına civarında gösterilir buda direk olarak benim gözümde filmi porno katagorisine yerleştirir . . En son avrupa'dan sevgili kuzeydebiryer arkadışımın sitedeki tavsiyesiyle Just Another Love Story adlı filmi seyrettim aynı dediğim biçimde sevişme sahnesi geldi hop başroldeki bayan oyuncunun cinsel organına mikroskopta hücre inceler buna benzer zoom yapılmış . . Ne icabı var ne sebeple yapılmış hala anlamıyorum ama beni rahatsız ettiğini rahatlıkla söyliyebilirim . . Bu durumda rahatça söyliyebilirimki holywood'un cinselliği yansıtma şeklini avrupa sinemasındada görmek isterim . . Sizce Holywood'un cinsellik anlayışına alıştım hangi sahnelerde cinselliğin gireceği ne derece olacağını artık filmin gidişatından görebiliyorum ancak avrupa sinemasının cinselliğe bakış açısına alışamadım sırf bu yüzden avrupa sinemasını takip etmiyorum . . Holywood'ta her zaman için bir derece sansür vardır ve bu oldukça hoşuma giden bir nitelik ama avrupa sinemasının örneklerinde hudut tanımayan bir cinsellik anlayışı var . . Avrupa sinemasının cinsellik anlayışına göre 2 insan sevişicekse mutlaka cinsel organlar en ince ayrıntısına civarında gösterilir buda direk olarak benim gözümde filmi porno katagorisine yerleştirir . . En son avrupa'dan sevgili kuzeydebiryer arkadışımın sitedeki tavsiyesiyle Just Another Love Story adlı filmi seyrettim aynı dediğim biçimde sevişme sahnesi geldi hop başroldeki bayan oyuncunun cinsel organına mikroskopta hücre inceler buna benzer zoom yapılmış . . Ne icabı var ne sebeple yapılmış hala anlamıyorum ama beni rahatsız ettiğini rahatlıkla söyliyebilirim . . Bu durumda rahatça söyliyebilirimki holywood'un cinselliği yansıtma şeklini avrupa sinemasındada görmek isterim . erotik film izle

14 Aralık 2013 Cumartesi

Full hd porno izle

raştırmaya göre kadınlar da erkekler de çoğalış daha az cinsellik arıyor. Bunun sebebi sık sık porno içerikli dergi ve kanalların kullanılması.. 2 Cosmopolitan dergisi İngiltere'de seks hayatını araştıran bir analiz yaptı. 18-34 yaş arası erkeklerin yüzde 70'inin ayda asgari bir kere pornoyu kullandığı ortaya çıktı. Pornonun kullanılışı kadın ve erkeklerde oldukça yaygın çıktı. 68 önde iştirak eden seks ve ilişki uzmanına soru soran dergi, günümüz ilişkilerinde pornonun negatif sonuçlarını gözler önüne serdi. Uzmanların yüzde 58'i pornonun ilişkilere negatif tesir yaptığına inanıyor. Yüzde 90'ı pornoya ilişkili olarak son zamanlarda ilişkilerdeki sıkıntılar arttı. Şimdi pornoya ulaşmanın çok pratik olduğunu belirten profesyoneller , "seks çoğalış daha az arzulanan bir şey oldu, çoğalış insanlar porno bağımlısı" yorumunu yaptı. Profesyoneller bundan dolayı cinsel sorunlarda artış olduğuna vurgu yaptı. Uzmanların yüzde 94'ü porno bağımlılığına dayanan sorunlarda artış olduğunu belirtiyor ve yüzde 63'ü pornonun, erkeğin partnerinden beklentisini artırdığına inanıyor. İlişkilerde pornonun saat ayarlı bombaya benzediğini söyleyen profesyoneller , "Porno yatak odasında erkek ve bayanın birbirinin güvenini ezmesine üzerine oluşturulmuş " dedi. Porno takip eden erkeklerin büyük çoğunluğunun performansları konusunda kuşkuya düştüğünü beliten profesyoneller , pornonun kadınları da bizzat vücutlarına karşı güvensiz yaptığına uyarı çekti. Psikoseksüel terapist Karen Lobb-Rossini "Çoğu genç insan ( erkek ve kadın ) seksi porno tarafından öğreniyor. Bu da insanın bizzat vücudu ve performansı konusunda yıkıcı tesir yapıyor" dedi.porno izlemek isterseniz hemen linki tıklayın.

29 Kasım 2013 Cuma

FİLM SİTELERİNİN İNSANLARA ETK��Sİ

Elbette birçok insan için film izleFilm izlemek için sinemaları tercih etmektedir. Ancak gere günlük hayatın zorlaşması ve insanların daha çok çalışmak zorunda kalması gerekse kendilerine gün ayıramamaları insanların diledikleri filmleri sinemada izleme fırsatını ortadan kaldırmıştır. Eskiden insanlar istedikleri filmleri kaçırdıklarında onların televizyonda yayınlanmasını beklemek zorunda kalırlardı. Her Geçen Gün gelişen teknoloji insanlara vcd ve dvd diye 2 değişik seçenek sunmuş ancak her filmi satın almak da mühim bir uygun fiyat külfet haline gelmiştir. İstedikleri filmleri televizyonda izleyen insanlar ise benzer tadı alamamaya başlamışlardır. Yayım şartları gereği bir takım sahnelerin kesilmesi ve sansürlenmesi insanları sıkmaya başlamıştır. Ancak insanlar internet ile birlikte film siteleri ile tanışmışlardır. Bu sitelerde istedikleri filmleri hem bedava aynı zamanda sansürsüz bir biçimde izlemeye başlamışlardır. Bununla birlikte Hd film izleme fırsatıyla birlikte filmlerden edinilen zevk de her geçen gün artmaya başlamıştır. Full hd film izleme seçeneğini insanlara sunan siteler diğerlerinden daha çok alaka görmeye başlamıştır. Bu sitelerden bir tanesi de full hd film izle adresidir.

28 Kasım 2013 Perşembe

Kick-Ass 2 Film İncelemesi

Kick-Ass ile ilgili ayrıntılı bir eleştiriyi zamanında yazmıştım. Hikayemiz ilk Kick-Ass'in kaldığı yerden aynen devam etmektedir . Dave (Kick-Ass) ve Mindy (Hit-Girl), D'amico'nun çetesini tarumar etmiş, bu sayede sokaklarda suçla savaşan "gerçek süperkahramanlar" ekolünün öncüsü olmuşlardır. Geceleri suçla savaşan ikilimiz, gündüzleri ise ergen hayatlarına uyum sağlamaya çabalamaktadırlar. Dave, geliştirdiği tapılası karın kaslarına rağmen okulun en ezik çocuğu olmayı gene başarmış, Mindy de hafif asosyal bir genç kız olmuştur. Bunun yakınında geçen filmin Red Mist'i Chris, babasının intikamını almaya hüküm vermiş ve Mother Fucker ismiyle süper kötülüğe el atmıştır. Filmimiz büyük oranda Mother Fucker ile şehrin kostümlü kahramanları arasındaki savaşı konu alır. Ek Olarak doğrusu bu iddiayla belli bir süre aksiyon belli bir süre gençlik komedisi gibi bir şeyler pişirip önümüze sunar ve biz seyircilere bir buçuk saatlik bir kabir azabı bahşeder. Kick-Ass iki'ye iyi bir uyarlama olmadığı amaçlı kızmıyorum. İlk Kick-Ass filmi orijinal seriye ne gibi sadıksa bu ikincisi de o gibi sadık. Mark Millar'ın orijinal serisi, süperkahraman olmaya heveslenen Dave'i bazen gerçek dünyaya dönmeye çağıran bazense Hit-Girl gibi bir karakterle bu gerçeklik çağrısını kendisinin kendine infilak ettiren ilginç bir hikaye idi. İkinci seri (ve ara hikaye sayabileceğimiz Hit-Girl serisi), kostümlü kahramanlığı sorgulama olayını kesip sürükleyici bir macera sunmayı hedefliyor, bunu da iyi başarıysilahlı kuvvetler. Tabii bu başarının arkasında ise serinin baharatı sayacağım, okuru sayfa çevirmeye ürküten bir şiddet ve psikopatlık güzellemesinin olduğunu ifade etmek sebep . Kick-Ass filmleri ise serinin şiddetinden bir tutam, kostümlerinden bolca tutam alıp kendisinin romantik komedisini yapma derdinde çalışmalar. İlk film her şeye rağmen fena bir iş çıkarmamıştı ama o tek sefer tutacak bir şeydi, benzer formülle iki. filmi inşa etmek sadece zorlama oluyor . Kick Ass iki 8Şimdi içimdeki Kick-Ass fanını susturup filmin ne sebeple bir film olarak beğenmediğimi açıklamaya çalışacağım (yoksa seride şuanda da on iki yaşında olan Hit-Girl'ü Dave'e sevdalı bir on beşlik yapmaları bile ağlamam amaçlı yeterli ). Kick-Ass iki'de merak uyandıran tek bir karakter yok. İlk filmin cazibesi nereden çıktığını anlamadığımız Hit-Girl'ün üzerinden yürüyordu ve onu tanımaya çalışmak bile başlı başına bir deneyimdi. Şuanda ise zaten ilk filmin başat gizem öğesi çözülmüş vaziyette , Hit-Girl'ün bizde karakter bazında yarattığı hiçbir enteresanlık yok. Hele bu vefat makinesini lisede gösterişli kızların arasına atmak sadece filmi vasat bir durum komedisi olmaya sürüklüyor. Karakterler gizemli ya da derinlikli olmayınca filmin ortalarında Jim Carrey'in canlandırdığı Colonel Stars'ın başına gelenler de bizi çok heyecanlandırmıyor. Benzer ilk filmde Big Daddy'nin ölümü sırasında yaratılmak istenen duygusal yoğunluğa çabalanmış, müzikler şaha kalkmış ama ne yazık ki olmuyor. İlerleyen kısımlarda Dave'in babasının başına gelenler de şaşılası bir senarist toyluğuyla resmen unutuluyor. İsteyen spoiler diyebilir ama babasının hapishanede belindeki kemer ile boğularak öldürüldüğünü gsm telefonuna iştirak eden resimle öğrenen bir genç şuanda da gençlik dizilerinden fırlama bir tavırla etrafta dolaşmaz. Dolaşırsa da aklıselim hiçbir seyirci bu hikayeye inanmaz. Kimseden çizgiromanda aşama aşama gelişen karamsarlığı ekrana taşımasını beklemiyorum ama bana ilkokul piyesi kalitesinden de diğer bir şeyler sunun, değil mi? Filmin bana yaptığı tek hoş sürpriz John Leguizamo'ya ufak bir oyun verilmesi idi. Onu da gene hikayeye çok hizmet etmeyen bir infaz sahnesiyle kısa tutmayı başardılar. İşin acı tarafı Kick-Ass iki , çizgiromanda geçen bazı konulara değinmeden geçip gidebilecekken inatla çizgiromanın hayranlarının zorluyor. Colonel'in köpeği ya da Mother Fucker'ın düzenlediği toplu tecavüz, kimsenin isteği yokken masaya yatırılıyor, sonra da film kendince bir otosansür yaratıp konuyu kapatıyor. Seriyi okuyanlar nasıl bir basiretsizlik örneğinin ekranda vuku bulduğunu anlayacaklardır. Biz hayranların gerçekten şöyle bir isteği yok. Eğer kitabın aşırı vahşi kısımlarını gösterecekseniz gösterin, göstermeyecekseniz de hiç açmayın o konuyu. Karakterler ve senaryonun yavanlığını toparlayacak tek şey aksiyon sahneleri olabilir . Ne yazık ki Kick-Ass iki bu konuyla alakalı da sınıfta kalıyor. Koreografiler başarısız ve hantal. Sadece filmin sonlarına doğru gerçekleşen mezarlık çıkışı dövüşü belli bir süre işleri toparlıyor. İlk filmde Hit-Girl'ün mafya ile çatıştığı son sahneyi ağlayarak arayacaksınız. O filmde hasmıyla kedi mouse oyunu oynayan sinsi Hit-Girl dövüşleri Kick-Ass iki'de yok ne yazık ki. Amerika'da filmin vahşet tonunun temel tartışma konusu olmasını ise inanın anlayamadım. Ben sonlara gibi PG-13 bir aksiyon seyrettiğime gayet emindim (son dövüş sayesinde filmde şiddet olduğunu "hatırlamış" oldum). Herhangi bir Michael Bay filminde ek olarak yüksek dozda vahşetle karşı karşıya olduğumuza eminim. Kick-Ass iki'nin trajedisi, çok sağlam bir grindhouse sineması olabilecek bir malzemenin günü kurtarmalık bir gençlik aksiyonu olarak kalmakla yetinmesi. Bu filme verilecek zamanı orijinal çizgiromana verirseniz çok ek olarak karlı çıkarsınız. Ne var ki ille de film seyredeceğim diyorsanız hakkınızı 2010 yılında James Gunn'ın çektiği, gişede batan ve Kick-Ass'e benzerliğinden ötürü çelik eleştiriler alan ancak bu filmden çok ama çok ek olarak iyi olan Super'den yana kullanın. Kesinlikle Kick-Ass iki'den ek olarak iyi bir seçim olacaktır.

Cennetten Kovulmak 2013 Film İncelemesi

Verdikleri röportajlarda, Türklere ve Kürtlere eşit mesafede durduklarını söyleyen Cennetten Kovulmak ekibi, tek taraflı bir bakış açısı sergilemeyerek, denge kurmaya çalıştıklarını iddia ediyorlar. Peki, gerçekten öyle mi? Baştan söylemeliyim; siyaseten bir Kürt karşıtlığı hiçbir zaman beslemedim. Kimi vatandaşlar benzeri yaratılanı, yaratandan ötürü severim deyip, yeri geldiğinde ayrımcılığın yüksek alasını yapan biri de hiç olmadım. Aslında Cennetten Kovulmak üzerine bir şeyler yazmayı düşünmüyordum. Ta ki, Altın Portakal'da yöneten Ferit Karahan, oyuncu Gülistan Acet, Aziz Çapkurt ve dünya tatlısı Rojin Tekin'le konuşana kadar… Orada anlatılanlar, film üzerine tekrar düşünmeme yol açtı ve işin mesaj bölümünde kritik bir sorun olduğunu fark ettim. Nedeni Ise filmi izledikten sonraki görüşüm, özünde Kürt tarafının acılarını ifade eden ama Türk tarafına da değiniyormuş benzeri yapan bir filmdi. Bana göre tek taraflı bir bakış açısı sergileniyordu; konusunu, hikayesini ve kurgusunu sevmeme rağmen , bu yaklaşımı yüzünden eleştirdiğim bir film olmuştu. Filmin iki tarafa da dengeli yaklaştığı, slogan atmadığı, mesaj vermediği ve sırf bu yüzden karakterlerin bilhassa mücadelenin içinden seçilmediği iddiası, bana göre çok pek çelişki barındırıyor. Nedeni Ise bir kere, karakterler iddia edildiği benzeri mücadelenin dışından değiller. Filmin en en başında , böyle bir duruş sergileniyor; Narin karakteri Kürt hareketine katılmayı istemiyor ama sonunda mücadeleye katılıyor. Buna cevap söylenenler ise, ortada bir acının olduğu, ne olursa olsun buna kayıtsız kalınamayacağı ve istemeden de olsa mücadeleye dahil olunacağı üzerine… Bu noktada; şayet hareketin dışından, sıradan bir karakter yaratıp filmin sonunda ona mücadeleye katılmaktan başka bir şans bırakmazsanız, filmden mecburen elde edeceğimiz tek çıkarım "mücadele kaçınılmazdır" olacaktır. Ve bu çıkarımın kaçınılmaz olarak seyirciye dayatılması, söz konusu barışçıl ve tarafsız bir söylemin çok uzağına düşüyor maalesef . İkincisi, her iki tarafa da dengeli yaklaşım mevzusu… Tamam, çok gerçek bir çıkış noktası, üstelik takdire şayan. Filmde Kürtler, yaratılan Emine benzeri karakterlerle eziliyor, hor görülüyor, Türk öğretmen benzeri düşünenler yüzünden ana dilini dahi konuşamıyor, öldürülüyor, insan mahaline konmuyor; Türkler ise "üst tabakayı" oluşturdukları için sadece çocukları ölüyor, başka da bir acı çekmiyorlar ve böylelikle denge kurulmuş oldu . Denebilir ki bunlar zaten yok mu? Elbette var. Türk devletinin Kürtlere yaptıklarını, ölülerinin kemiklerini dahi bulamayan anneleri, beyaz Torosları kimse unutmadı bu ülkede. Ama filmin en başında bir Türk ailenin acısına değinip, sonrasında filmin tamamı Kürt acılarına, ezilmişliğine ayrılırsa, o denge kurulmuş olmaz. Hele ki Türkler zengin, eğitimli; Kürtler fakir, eğitimsiz, inşaatlarda personel biçare vatandaşlar diyerek… Emine karakteri haydi, inandırıcı olmasa da sonuna gerçek hatasını anlıyor; peki o Türk öğretmen nedir? Üstüne üstlük, defalarca Kürtçe konuşturmuyorlar cümlesini işittik. Tekrar söylüyorum, anlatılanlar gerçek olabilmektedir ve tek taraflı bir bakış açısıyla da anlatılabilir; anlaşılabilir bir durumdur bu. Üstelik bana kalırsa Cennetten Kovulmak, her iki tarafa yakın duruyoruz cümlesiyle yola çıkmak mahaline , tek taşına Kürt acılarını anlatıyoruz söylemi ile yola çıksa daha samimi bir film olabilirdi. Ancak filmin, her iki tarafa eşit mesafelerde başlayıp ağırlık merkezini bir tarafın lehine kaydırması, ne yazık ki yönetmenin söylemleri ile çelişik bir vaziyet ortaya çıkarıyor ve bizi bir kere daha mesaj konusunda düşünmeye sevk ediyor… Cennetten Kovulmak'ın, Altın Portakal'da Ramin Matin'in Kusursuzlarıyla beraber aynı derecede kabul edilerek En İyi Film seçilmesini de, açıkçası bu söylemlerden başka bir şeye bağlayamıyorum. Şu da var ki; hikayesi, oyunculukları - Ezgi Asaroğlu hariç- ve kurgusu ile iyi bir ilk film Cennetten Kovulmak. Şayet o civarı ödüllendirilmek isteniyorsa, Mavi Dalga'ya verilen ilk film hediyeyi Cennetten Kovulmak'a verilebilirdi. Ama ne yazık ki, en güzel film için artık yeterli değil. Bunun yakınında , Rojin Tekin'in ve Gülistan Acet'in performanslarının muazzam olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Aldıkları ödülleri sonuna civarı hak ettiler. Kısacası, Cennetten Kovulmak'ın, sinemasal açıdan berbat bir film olmadığını, üstelik Kısa Film benzeri yine Kürt sinemasından gelen örnekleri görünce iyi bir ilk film olduğunu düşünüyorum. Samimiyetsiz bulduğum nokta, mesaj kısmı. Çok açık bir şekilde verilen "silahlı" mücadelenin kaçınılmaz olduğu alt metniyle, dürüst bir üslup takınıldığını düşünmüyorum. Ama Ferit Karahan'ın filmi için söylediği "benim için çok ciddi bir keşifti" söylemine inanıyor; sonraki filmlerinde daha farklı bir yaklaşım sergileyeceğini düşünüyorum.

Beyaz Saray Düştü 2013 Film İncelemesi

Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan sinemasında daha sık sık rastladığımız Abd'ya saldırı paranoyaları beyaz perdede uzunca süre kullanıldı ve bu paranoyadan oldukça çok ekmek mağlup oldu . Son aşama bu paranoyayı beyaz perdeye taşıyan filmlerden birisi de White House Down (Beyaz Saray Düştü). 90'lardan beri sinema veya ekranlara farklı biçimlerde yansımış ve tanıdık olduğumuz bu mevzu şuanda gözde oyuncular ve efekt soslarıyla önümüze konuyor. Konuyor ama bize yeni bir şey veriyor mu? Kesinlikle hayır. Film salt paranoya destekli durmak bilmeyen bir aksiyon etrafında dönüyor. Son aşama G.I. Joe serisi ve 21 Jump Street gibi pek tatmin etmeyen yapımlarda adını duyduğumuz Channing Tatum ve Oscar'lı aktör Jamie Foxx'un başrolde olduğu film tekrardan Abd'nın kendi kendini tatmin ettiği bir yapım. Amerikan bayrağının gözümüze sokulduğu film bol bol 'vatansever Amerikalı' klişeleriyle bizi itmeye yetiyor. Başkanın kadrosunda bulunan , destekçi özel ajan Finnerty'i canlandıran başarılı aktris Maggie Gyllenhaal'ın ise bu tip bir filmde ne işi olduğu ayrı bir muamma. Filmde 25 yıldır Amerikan başkanlarının özel korumalığını yapmış olan Walker'ın (James Woods) Ortadoğu'da kaybettiği oğlunun intikamını almak uğruna bütün prensiplerini yıkarak teröristlerle iş birliğine girdiğini, başkana bir komplo düzenlediğini görüyoruz. Tabii bu işin gözüken kısmı… Film ilerledikçe aslına bakarsanız bu işin çok daha derin ve farklı anlaşmalar çerçevesinde olduğuna tanık oluyoruz. 9207420830_aa5f18f54c_c Orduda 2 yıl vazife yaptıktan sonra ayrılan ve başkent polisliği görevini sürdüren Cale (Tatum), kızının da Amerikan tarihi ve başkanlarına olan ilgisiyle onu da sevindirmek maksadıyla mahrem servise yakın korumalık için müracaatta bulunur. Fakat yeteri kadar kursu olmadığı ve otoriteye saygı problemi olduğu gerekçesiyle işe alınmaz. O sırada Beyaz Saray'ı gezmeye başlayan bir tur grubuna katılan baba kız kendilerini bir anda ateş hattında bulurlar. Beyaz Saray'a giren teröristler bilgisayar ağlarına, füze sistemlerine gibi her şeye ulaşırlar. Başkan Sawyer'ı tutuklu alırlar. Rehine grubunun içinde kızı da bulunan Cale'in ise kızını ve Abd'yı kurtarması için çok vakti yoktur… Buraya gibi bize ecnebi gelen pek bir şey yok. Doğal olarak önce bunun Afganistan veya İran gibi müslüman ülkelerden gelen bir saldırı olduğu düşünülür. 25 yıllık yakın sığınma Walker'ın bu işi tezgahladığı ihtimal edilemez. Bunun Için en çok siyahi başkan Sawyer şaşırmaktadır. Sawyer'ın teröristleri ise aşırı sağcı, militan, Abd aracılığıyla göreve gönderilmiş ama yüz üstü bırakılmış gibi tanımlamalarla karşımıza çıkıyor. O gibi vatanperverlik nidaları arasında belki de tek ufak tenkit de bu olsa gerek. 9204494307_fff51163cd_c Jamie Foxx'u siyahi başkan olarak gördüğümüzde Abd'nın mevcut durumunun beyazperdede güncellendiğini fark ediyoruz. Başkanın 'Dünyada savaş istemiyoruz barış talep ediyoruz' gibi ya da ufak kızın 'siz İran'dan askerleri çektiniz babam geri döndü, benim kahramanımsınız' gibi sözleri uyarı çekerken Başkan Sawyer'ın kendine olan güveni ve dünyanın lideriyim tavırları, sözleri aslına bakarsanız değişim gösteren hiçbir şeyin olmadığını, Başkan'ın sadece cilt renginin değiştiğini ve hala 'dünyayı kurtaran ülke' kibirinden bir şey kaybetmediklerini gösteren en açık referanslar. Filmde sinirimizi bozacak 'Amerikan kurtarıcılığı'na dair pek çok kibirden kırılan replikler mevcut . Eh bunlara dayanabiliyorsanız peşi sıra gelen aksiyon sahnelerine kendinizi bırakabilirsiniz. Filmin aksiyon sahneleri türü sevenler sinema salonunda bu anlamda keyifli dakikalar geçirebilir. Ama yukarıda bahsettiğim aşırı dozda ve abartılı Amerikan milliyetçiliği ve vatanperverliğine katlanabildiğiniz müddetçe. Yönetmen Roland Emmerich, Independence Day'deki klişesini bozmuyor ve siyahi Başkan'a aksiyonda yer veriyor. Tatum'un co-pilotluğunu üstlenen başkan Sawyer, Beyaz Saray'a nükleer bir müdahale yapılmadan rehineleri oradan sunmaya çabalıyor. Filmin ilerleyen sahnelerini ise ihtimal etmek hiç güç değil. Walker aslına bakarsanız oğlunun intikamını almak değil nükleer silahlar ile Ortadoğu'ya bir müdahale girişiminde bulunmak istemektedir. Başkan Sawyer'ın Ortadoğu üstünde başarısız olduğunu belirten Walker burada Abd'nın 'başarısız olmayız-olamayız'ın dış sesi konumunda. Elbette az bir süre sonra Walker'ın da ardında bir adam olduğu, başkanın kadrosunda olan bu şahsın başkan öldürüldükten sonra başkanlığa geçip Ortadoğu'ya operasyonlara devamı etmek istediğini görüyoruz. Çok şaşırıyor muyuz? Tabii ki hayır. Buradaki ince detay filmde o gibi çok Amerikan vatanperverliği ve 'liderliği' bağırılıp çağırılırken 'Ama biz Ortadoğu'da bir operasyon istemiyoruz, üstelik isteyenlere de karşıyız bakın' der gibi bir sonuca bağlanması. Bu da tabii ki tatminden uzak ve ihtimal edilebilir bir netice . Ek Olarak aksiyonun ortasındaki kahramanımız Cale'in Başkan'a sarf ettiği 'oyumu sizlere vermemiştim ama dünya barışını sağlarsanız veririm' tarzı göndermesi de siyahi başkana karşı olan tarafın güvensizliğine bir ayna niteliğinde. 9207391288_3947e14aaa_c Aksiyon hayranlarını bir nebze tatmin edecek olsa da oldukça klişe replikler ve buram buram kokan milliyetçiliği ile bu türü sevmeyenlerin kesinlikle uzak durması gereken bir film Beyaz Saray Düştü. 11 Eylül sonrası peşi sıra gelen bu tip filmler ile Abd'nın bu paranoyadan daha uzunca süre kurtulamayacağı, Hollywood'un ise bunun fazladan ekmeğini yiyeceği aşikar. Biz de yıldız oyuncularla profesyonel yönetmenlerle dahi olsa bu tür vıcık vıcık Amerikan milliyetçiği kokan filmlere fazladan maruz kalacağız gibi görünüyor .

The Conjuring Korku Seansı 2013 Film İncelemesi

Taşınmadan önce sorun; ölmüş komşularınız kim! Çocukluğu video furyasına denk gelen herkes gibi ben de bir video kiralamacıya girdiğim vakit soluğu korku filmlerinin olduğu bölümde alırdım. Çünkü korku filmlerini sinemada görmemize izin verilmez, bu türün örnekleri TV'de de (TRT) pek karşımıza çıkmazdı. O zamandan beri favori temam daima "tekinsiz evler" oldu. Bu tema asıl iyi örneklerini, The Shining, The Changeling, Poltergeist gibi filmlerle 80'ler sineması döneminde verse de son birden çok yıldır yeniden revaçta… Saw / Testere filmiyle uluslararası şöhreti yakalayan ve ardından gelen Dead Silence, Death Sentence gibi filmlerle yeni kuvvet sinemasının mühim temsilcilerinden biri haline gelen yönetmen James Wan, bir önceki filmi Insidious ile ilk kez bir "tekinsiz ev" hikayesi çekmiş ve sanırım bundan hoşlanmış olmalı ki, yeni filmi de benzer bir hikayeyi aktarıyor. Aslına bakarsanız, Insidious çok potansiyeli olan bir korku filmiydi ve Poltergeist'tan açık esinlenmeler taşıyordu ancak PG-13 sınırlamaları içinde kaldığından tür meraklıları için TV'de yayınlanan herhangi bir Twilight Zone bölümünden ek olarak ilgi çekici olamadı. (Yatacak yerin yok MPAA) James Wan, The Conjuring'i çekerken bu defa şiddete meyletmekten kaçınmamış. 'R' sertifikasıyla sınıflandırılan film birçok sekansta korku filmi meraklılarının istediğini vermeyi başarıyor. Peki, bir korku filmi düşkünü ne ister? Bu filmler bizim gibiler için bir meydan okumadan ibaret. Yönetmen bütün hünerlerini ve hikaye anlatıcılığını göstererek bizi korkutmaya, biz ise korkmamaya çalışıyoruz. Yani, ne kadar korkunç, öylesine iyi! The Conjuring bu etkiyi sağlamak tarafından son yılların en başarılı filmlerinden biri… Dürüstçe itiraf edeyim; Stir of Echoes'dan beri hiçbir filmden bu kadar korkmadım! Tabii bizim ilgimizi çeken gerçeğin ne olduğu değil, kurmacanın ne kadar iyi olduğu… Belli ki, James Wan ürkünç bir film çekmeye çalışmış ve bunu başarmış. The Conjuring yeni nesil korku filmi meraklıları için doğru bir ödül, hiçbir zaman ıskalanmaması lazım gelen bir film. Geçen aylarda gösterilen "en korkunç film" olarak lanse edilen Evil Dead yeniden çevriminden çok ek olarak iyi ve bunu yaparken her tarafı kan içinde bırakmıyor. Sonunda birileri, film izleyen vatandaşları korkutmak için etrafa saçılan kollardan, bacaklardan ve kafalardan ek olarak fazlasının gerek olan olduğunu, mühim olanın harika bir hikayede atmosfer sağlamak olduğunu farklılık etti. Bu anlamda da El Orfanato'dan beri en başarılı faaliyet The Conjuring olsa gerek. Filmin ön adı olan "Warren Dosyaları" etiketinden anladığım doğruysa, The Conjuring sinemada veya TV'de seriye dönüşecek. Warren'lar birçok lanetli olaya el atmışlar ve asgari 10 filmlik bir serinin malzemesi hazır gibi yaşanıyor . Inşallah olabilir , merakla bekliyorum. Not: Kritiği yazdıktan az süre sonra James Wan bu andan itibaren korku filmi çekmek istemediğini, diğer filmlerle ilgileneceğini bilgisini verdi . Yine de The Conjuring devamı filmleri üzerine umudumu koruyorum, diğer yönetmenlerle de olabilir , malzeme sağlam.