28 Kasım 2013 Perşembe

Beyaz Saray Düştü 2013 Film İncelemesi

Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan sinemasında daha sık sık rastladığımız Abd'ya saldırı paranoyaları beyaz perdede uzunca süre kullanıldı ve bu paranoyadan oldukça çok ekmek mağlup oldu . Son aşama bu paranoyayı beyaz perdeye taşıyan filmlerden birisi de White House Down (Beyaz Saray Düştü). 90'lardan beri sinema veya ekranlara farklı biçimlerde yansımış ve tanıdık olduğumuz bu mevzu şuanda gözde oyuncular ve efekt soslarıyla önümüze konuyor. Konuyor ama bize yeni bir şey veriyor mu? Kesinlikle hayır. Film salt paranoya destekli durmak bilmeyen bir aksiyon etrafında dönüyor. Son aşama G.I. Joe serisi ve 21 Jump Street gibi pek tatmin etmeyen yapımlarda adını duyduğumuz Channing Tatum ve Oscar'lı aktör Jamie Foxx'un başrolde olduğu film tekrardan Abd'nın kendi kendini tatmin ettiği bir yapım. Amerikan bayrağının gözümüze sokulduğu film bol bol 'vatansever Amerikalı' klişeleriyle bizi itmeye yetiyor. Başkanın kadrosunda bulunan , destekçi özel ajan Finnerty'i canlandıran başarılı aktris Maggie Gyllenhaal'ın ise bu tip bir filmde ne işi olduğu ayrı bir muamma. Filmde 25 yıldır Amerikan başkanlarının özel korumalığını yapmış olan Walker'ın (James Woods) Ortadoğu'da kaybettiği oğlunun intikamını almak uğruna bütün prensiplerini yıkarak teröristlerle iş birliğine girdiğini, başkana bir komplo düzenlediğini görüyoruz. Tabii bu işin gözüken kısmı… Film ilerledikçe aslına bakarsanız bu işin çok daha derin ve farklı anlaşmalar çerçevesinde olduğuna tanık oluyoruz. 9207420830_aa5f18f54c_c Orduda 2 yıl vazife yaptıktan sonra ayrılan ve başkent polisliği görevini sürdüren Cale (Tatum), kızının da Amerikan tarihi ve başkanlarına olan ilgisiyle onu da sevindirmek maksadıyla mahrem servise yakın korumalık için müracaatta bulunur. Fakat yeteri kadar kursu olmadığı ve otoriteye saygı problemi olduğu gerekçesiyle işe alınmaz. O sırada Beyaz Saray'ı gezmeye başlayan bir tur grubuna katılan baba kız kendilerini bir anda ateş hattında bulurlar. Beyaz Saray'a giren teröristler bilgisayar ağlarına, füze sistemlerine gibi her şeye ulaşırlar. Başkan Sawyer'ı tutuklu alırlar. Rehine grubunun içinde kızı da bulunan Cale'in ise kızını ve Abd'yı kurtarması için çok vakti yoktur… Buraya gibi bize ecnebi gelen pek bir şey yok. Doğal olarak önce bunun Afganistan veya İran gibi müslüman ülkelerden gelen bir saldırı olduğu düşünülür. 25 yıllık yakın sığınma Walker'ın bu işi tezgahladığı ihtimal edilemez. Bunun Için en çok siyahi başkan Sawyer şaşırmaktadır. Sawyer'ın teröristleri ise aşırı sağcı, militan, Abd aracılığıyla göreve gönderilmiş ama yüz üstü bırakılmış gibi tanımlamalarla karşımıza çıkıyor. O gibi vatanperverlik nidaları arasında belki de tek ufak tenkit de bu olsa gerek. 9204494307_fff51163cd_c Jamie Foxx'u siyahi başkan olarak gördüğümüzde Abd'nın mevcut durumunun beyazperdede güncellendiğini fark ediyoruz. Başkanın 'Dünyada savaş istemiyoruz barış talep ediyoruz' gibi ya da ufak kızın 'siz İran'dan askerleri çektiniz babam geri döndü, benim kahramanımsınız' gibi sözleri uyarı çekerken Başkan Sawyer'ın kendine olan güveni ve dünyanın lideriyim tavırları, sözleri aslına bakarsanız değişim gösteren hiçbir şeyin olmadığını, Başkan'ın sadece cilt renginin değiştiğini ve hala 'dünyayı kurtaran ülke' kibirinden bir şey kaybetmediklerini gösteren en açık referanslar. Filmde sinirimizi bozacak 'Amerikan kurtarıcılığı'na dair pek çok kibirden kırılan replikler mevcut . Eh bunlara dayanabiliyorsanız peşi sıra gelen aksiyon sahnelerine kendinizi bırakabilirsiniz. Filmin aksiyon sahneleri türü sevenler sinema salonunda bu anlamda keyifli dakikalar geçirebilir. Ama yukarıda bahsettiğim aşırı dozda ve abartılı Amerikan milliyetçiliği ve vatanperverliğine katlanabildiğiniz müddetçe. Yönetmen Roland Emmerich, Independence Day'deki klişesini bozmuyor ve siyahi Başkan'a aksiyonda yer veriyor. Tatum'un co-pilotluğunu üstlenen başkan Sawyer, Beyaz Saray'a nükleer bir müdahale yapılmadan rehineleri oradan sunmaya çabalıyor. Filmin ilerleyen sahnelerini ise ihtimal etmek hiç güç değil. Walker aslına bakarsanız oğlunun intikamını almak değil nükleer silahlar ile Ortadoğu'ya bir müdahale girişiminde bulunmak istemektedir. Başkan Sawyer'ın Ortadoğu üstünde başarısız olduğunu belirten Walker burada Abd'nın 'başarısız olmayız-olamayız'ın dış sesi konumunda. Elbette az bir süre sonra Walker'ın da ardında bir adam olduğu, başkanın kadrosunda olan bu şahsın başkan öldürüldükten sonra başkanlığa geçip Ortadoğu'ya operasyonlara devamı etmek istediğini görüyoruz. Çok şaşırıyor muyuz? Tabii ki hayır. Buradaki ince detay filmde o gibi çok Amerikan vatanperverliği ve 'liderliği' bağırılıp çağırılırken 'Ama biz Ortadoğu'da bir operasyon istemiyoruz, üstelik isteyenlere de karşıyız bakın' der gibi bir sonuca bağlanması. Bu da tabii ki tatminden uzak ve ihtimal edilebilir bir netice . Ek Olarak aksiyonun ortasındaki kahramanımız Cale'in Başkan'a sarf ettiği 'oyumu sizlere vermemiştim ama dünya barışını sağlarsanız veririm' tarzı göndermesi de siyahi başkana karşı olan tarafın güvensizliğine bir ayna niteliğinde. 9207391288_3947e14aaa_c Aksiyon hayranlarını bir nebze tatmin edecek olsa da oldukça klişe replikler ve buram buram kokan milliyetçiliği ile bu türü sevmeyenlerin kesinlikle uzak durması gereken bir film Beyaz Saray Düştü. 11 Eylül sonrası peşi sıra gelen bu tip filmler ile Abd'nın bu paranoyadan daha uzunca süre kurtulamayacağı, Hollywood'un ise bunun fazladan ekmeğini yiyeceği aşikar. Biz de yıldız oyuncularla profesyonel yönetmenlerle dahi olsa bu tür vıcık vıcık Amerikan milliyetçiği kokan filmlere fazladan maruz kalacağız gibi görünüyor .

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa